
‘Dağ
Çiçeğim, Şirin Erzincan’ ve ‘Gözün Aydın’ isimli iki albüme imza atan
Taner Özdemir, “Güçlü bir sanat ile güçlü bir toplum, güçlü bir kültür
oluşur” diyor.
Halk müziği sanatçısı Taner Özdemir, aldığı müzik eğitimi sonucu ‘Dağ
Çiçeğim, Şirin Erzincan’ ile ‘Gözün Aydın’ isimli iki albüme imza attı.
“Güçlü bir sanat ile güçlü bir toplum, güçlü bir kültür oluşur. Eğer
bir sanatçı emeğinin karşılığını alamaz, bunu gelecek sanatsal
projelerine katamaz ise topluma da örnek olamaz” diyen Taner Özdemir
ile Türkiye’deki müzik dünyasını konuştuk.
Müzik ile ne zaman ve nasıl tanıştınız?
Yöre olarak Halk Müziği’ne yatkın olduğumuz için, haliyle müzik küçük
yaşlarda beni de etkilemiştir. Besteleri, duruşları ile ve sanata olan
emekleri ile Halk Müziği içerisinde zaman zaman bedeller ödeyerek
toplumda önder bir rol alan Muhlis Akarsu, Mahsuni Şerif, Davut Sulari
gibi değerli halk ozanlarımız, Halk Müziği’ne karşı olan ilgimi
derinden etkilemiştirler. Bunun yanında Emre Saltık hocamın yanında ASM
bünyesinde yıllardır aldığım eğitim beni sanatsal kişiliğimde
yönlendirmiştir. Emre hocam, duruşu, kişiliği ile benim kendime örnek
aldığım değerli bir insandır. Bağlamayı öğretirken bağlamanın nereden
ne gibi aşamalardan geçtiğini anlatır ve öğretir. Yani salt ve boş bir
nota dersi değildir. Müziği ve sanatı hissettiren bir eğitimdir bu.
Günümüzdeki Türkiye’de gerçekleşen müzik üretimini ve müzik şirketlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Eskiye nazaran üretim tıkanmış durumdadır. Bu gözle görünen bir
gerçektir. Fakat sorun bir tek bu değil, bunun yanında emek hırsızlığı
dediğimiz olay sanat üretiminin günlük bir kavgaya dönüşmesine yol
açmıştır. Üçüncü bir etken olarak ekonomik sıkıntılar da eklenir ise
doğal olarak sanatsal verimlilik düşüş sergilemektedir. Bu da varolan
albüm üretimlerine ister istemez yansıyor. Sanat bir dönüşüm ile
yaşayan bir olaydır. Bunun bestesi var, stüdyosu var, enstrümanları ile
eşlik eden müzisyenleri var; yani sanat başlı başına emek isteyen bir
olaydır. Halk Müziği burada en çok etkilenmektedir. Kartel Medya
dediğimiz Ulusal Medya Televole şovları ile Halk Müziği’ne ve genel
olarak kültürümüze fazla yer vermediği gibi kültürün yozlaşmasında en
büyük katkıyı sağlamaktadır. Bu kültürün aşılandığı bir toplumda da çok
fazla dejenerasyon yaşanmaktadır. Bizler sanatçılar olarak varolan
korsanların sanatı ve üretimi nasıl etkilediğini ve sanatın topluma yön
verme gücü konusunda nasıl bir engeli aştığını anlatsak da bu konuda
sesimiz maalesef yankı bulmuyor. Güçlü bir sanat ile güçlü bir toplum,
güçlü bir kültür oluşur. Eğer bir sanatçı emeğinin karşılığını alamaz
ise bunu gelecek sanatsal projelerine katamaz ise ve topluma örnek
olamaz ise bir gün o da toplumsal yobaz bir kültür eğilimi arasında
tıkanır.
‘Paran varsa albüm çıkarırsın’ mantığını nasıl değerlendiriyorsunuz?
İşte yozlaşma zaten bu noktada başlıyor. Bir üretimi yapan bir şirket
kendi çarkını çeviremediği zaman para kazanma hevesi ile sanatsal emek
harcamamış insanları destekliyor ve onları sanatçı olarak ilan
ediyorsa, burada büyük bir haksızlık payını alıyor demektir. Güncel
ortamda sanata ticari bakan böylesi birçok müzik şirketlerine rastlamak
mümkündür. Sanat sunarken, şuna dikkat edilmesi gerekiyor: Eserleriniz
toplum tarafından seviliyor ise ürettiğiniz sanatınız ile bir noktaya
gelmiş iseniz, sahne aldığınız yerlerde, görsel olarak çıktığınız
yerlerde verdiğiniz mesajlar büyük bir önem taşıyor. O noktadan sonra
sizin ne söylediğiniz toplum ve özellikle medya tarafından dikkat ile
dinlenir. Bu toplumu yönlendirme konusunda önemli bir etki gücüdür.
Sizce Türkiye toplumunda sanatsal emeğe karşı saygı yok mu?
Kısmen var, ama bu sadece sanat için geçerli değildir. Emeğin ve
emekçinin günümüzdeki emperyalist ve sömürücü sistem içerisinde
ezildiği bir ortamda Türkiye halkı giderek yoksullaşmaktadır. Türkiye
medya ve eğitim sistemi, herşeyi Allah’tan bilen, kuru soğana ‘buna da
şükür’ diyebilen bir toplum yetiştirmektedir. Bu duygusal engeli eğitim
ve aydınlanma ile aşmamız gerekiyor. Örgütlü bir yapı ile halkın toptan
bir ortak duruşu ile bu gibi engeller aşılır. Bunun temeli de dediğimiz
gibi eğitim, eğitim, eğitimdir.
Peki sizce Türkiye’de eşitliğe ve özellikle barışa yönelik bir eğilim var mıdır?
Tabii ki Türkiye’nin barışa ihtiyacı vardır. Zaten Türkiye’de gözle
görünen yapay bir milliyetçilik ortamı hazırlanıyor. Sonuç itibari ile
Kürt halkının, Türk halkının, Çerkez, Arnavut gibi birçok azınlık
toplulukların, ezilen bir kitleye taraf ve ezen bir kitleye karşı bir
duruş sergilemelidir. Bilinçli bir toplumda zaten böylesi haksızlıklar,
böylesi eşitsizlikler oluşmaz. Bu konuda temel sorun bilinçlemedir. Şu
bir gerçektir; Türkiye’de savaş isterseniz hiçbir sorun yoktur, herşey
güllük gülistanlık. Fakat barışı ağzınıza aldığınızda kıyametler
koparılıyor. Kardeşlık dediğinde ise insanlar sana sanki bölücüymüşsün
gibi bakıyorlar. Fakat gerçek anlamda ülkemizde halklar arasında
bölücülüğü kışkırtan bir sistem zihniyeti açıkça ortadadır. Barış onlar
için geçerli bir kelime değildir.
Son olarak okurlarımıza neler söylemek istersiniz?
Sizler zaten Yeni Özgür Politika gazetesi olarak önemli olan şeyleri
yazıyorsunuz. Vurguladığınız konulara, yazdığınız makalelere candan
katılıyorum ve çalışmalarınızda başarınızın devamını diliyorum.
Teşekkürler.
Taner Özdemir:
1973 Erzincan doğumlu
Taner Özdemir, 1982 Erzincan Depremi sonucu ailesi ile İstanbul’a göç
eder. İstanbul’da geçim kaynağı elde edebilmek için çeşitli işlerde
çalışan Taner Özdemir, aynı zamanda Arif Sağ Müzik Okulu (ASM)
bünyesinde sanatçı ve müzik eğitmeni Emre Saltık’dan bağlama ve ses
eğitimi alır. 2004 yılında ‘Dağ Çiçeğim, Şirin Erzincan’ isimli ilk
albümünü müzik severler ile buluşturur. Üç yıllık bir çalışma
sonrasında 2007 yılında ‘Gözün Aydın’ isimli ikinci albümü ile müzik
dünyasını renklendirir. Bu son albüme ismini veren ‘Gözün Aydın’ eseri
ile dikkatleri üzerine çeker. Özdemir hala İstanbul’da yaşıyor.
RIZA AYDOĞDU
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA