O, Karadeniz’in hırçın ve duygusal çocuğuydu. Kısa hayatında birçok değerli şarkının yanında unutulmayacak bir karakter bıraktı. Yaşasaydı bugün onun doğum günüydü...
Kâzım
Koyuncu, 1972 yılında Artvin’in Hopa ilçesine bağlı Yeşilköy’de
(Pançol) doğdu. Çocukluğu çok sevdiği babaannesinden masallar ve
"üstadım" dediği, kemençeci Yaşar (Yaşar Turna)‘dan türküler dinleyerek
geçti.
Ortaokula
başladığı yıl köyün aydın insanlarından olan babası ona bir mandolin
aldı. Ayrıca kendisinden habersiz kursa yazdırdı. Daha sonra Almanya’da
yaşayan amcasının getirdiği gitar sayesinde müzikle daha bir içli dışlı
oldu. Lise yıllarında iki Fransız şairden çok etkilendi. O dönemler
kitap okumayı çok seviyordu. Kendisinin deyişiyle ‘şair ceketli çocuk’
oldu.
Kâzım
Koyuncu 1989 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Kamu Yönetimi Bölümü’nde okumaya başladı. İlk yıl düzenli olarak
okuluna gitti ancak daha sonra müzik yavaş yavaş ruhuna işlemeye
başladı. Kâzım Koyuncu kendisiyle yapılan bir söyleşide bu durumu şöyle
anlatıyordu: ‘Çocukluğumdan beri müzikle ilgiliydim. Üniversite müzikle
ilgilenmem için iyi bir bahaneydi. Politikacı ya da kaymakam mı
olacağım, zaten yapmazlar deyip üniversiteyi son sınıfta bıraktım ve
tamamen müzikle ilgilenmeye başladım. Başarısız olsaydım ki bir
külkedisi hikâyesi değil bu ve sebepleri de var, ahlayıp
vahlanmayacaktım.’
“Faşizmin Korku ve Sefaleti”
Okuldan
ayrıldıktan sonra 1991 yılında Çağdaş Sanat Atölyesi’nde tanıştığı Ali
Elver ile ‘Dinmeyen’ adlı bir müzik grubu kurdu. Grup, 1996 yılında tek
albümleri olan ‘Sisler Bulvarı’’nı çıkardı. Bu grup Karadeniz
ezgilerinin yanında Türkçe ve politik müzik de yapıyordu. Kâzım Koyuncu
Çağdaş Sanat Atölyesi’nin o yıl sahneye koyduğu “Faşizmin Korku ve
Sefaleti” adlı oyunun müziklerini yaptı. Burada tanıştığı Mehmedali
Barış Beşli ile tanışarak dünyanın ilk Lazca rock müzik grubu Zuğaşi
Berepe (Denizin Çocukları)’yi kurdu.
Kâzım
Koyuncu, Zuğaşi Berepe’nin hem bas gitaristi hem de vokalisti idi.
Grubun yaptığı müzik Kâzım Koyuncu’nun hassasiyetini dile getiriyordu.
Lazca’nın unutulmasına, doğayı kirletenlere, Karadeniz otoyoluna karşı
açıkça tavır koyuyordu. Zuğaşi Berepe Lazlarla ilk buluşmasını 1993
yılında Rize’nin Pazar ilçesindeki şenlikte gerçekleştirdi.
Lazlar,
yıllarca dinledikleri müzikten farklı olarak kemençe yerine gitar çalan
bu uzun saçlı, küpeli adamları ilk anda pek anlamadı.
Ancak
Zuğaşi Berepe çok geçmeden İstanbul’da, özellikle de üniversite
gençliği arasında dinlenen ve dikkat çeken bir grup olmayı başardı.
Grup
zamanla Karadeniz’e özgü tulum ve kemençe gibi enstrümanları da
müziklerine katmaya başladı. Konserleri de gittikçe kalabalıklaşıyordu.
Çok geçmeden Karadenizliler de bu grubu keşfettiler. Kendi seslerini
dinlettiren bu grupla bir anlamda barıştılar.
Grup
1995 yılında oldukça sert rock motiflerini içeren ve Batılı
enstrümanlarla çalınan parçalardan oluşan ve müzik çevrelerinden de
olumlu not olan “Va Mişkunan” (Bilmiyoruz) albümünü çıkardı. Kâzım
Koyuncu’nun tüm hırçınlığı ve isyanı bu albümde iyiden iyiye kendini
hissettiriyordu. O şimdi İstanbul’a ulaşan Karadeniz’in hırçın bir
dalgasıydı
‘Zor günleri onun fikirleriyle aştık’
Zuğaşi
Berepe 1998 yılında bir konser albümü olan “Brüksel Live” ı çıkardı.
Ancak bu albümden çoğaltılmamak üzere yalnızca 130 adet basılmıştı.
Albümün hikâyesini Kâzım Koyuncu’nun yol arkadaşı Mehmedali Barış
Beşli’ den dinleyelim : ‘Grup, zor günleri hep onun parlak fikirleri
sayesinde aştı. Mesela Brüksel Live CD’si konser kayıtlarından elde
edildi ve 1997 yılında 130 adet kopyalandı. CD’ler o zamanın
koşullarında bilgisayardan sıcak sıcak çıkıyordu ve biz fırından sıcak
ekmek alan çocuklar gibi seviniyorduk. Böylece sabahlara kadar süren
çalışmayla kopyalanan CD"ler ‘ İgzas" albümünün maddi altyapısını
hazırladı.’
Grup
aynı yıl “İgzas” (Yürüyor) albümünü çıkardı. İgzas’da Kâzım Koyuncu
Lazca ve Hemşince’nin unutulmaması gerektiğini vurguluyordu. Ancak
“İgzas”, ilk albümleri “Va Mişkunan” kadar başarılı olamadı.
‘Kazım bir şey dediğinde onu yapardı’
Kâzım
Koyuncu kısa bir süre sonra gruptan ayrılmaya karar verdi. Nedeniyse
grubun bürokrasisinin onun üzerinde yoğunlaşmasıydı. Bu durumdan hiç de
hoşnut olmayan Kâzım Koyuncu bir gün ‘bırakıyorum’ dedi ve gruptan
ayrıldı. Sahne gerisi ve bürokrasi onu çok yormuştu.
Megrel
halk şarkısı didou nana’ya sesiyle hayat verdi. Zuğaşi Berepe’den
ayrıldıktan sonra bir süre Serüvenciler grubunda çalışan Kâzım Koyuncu,
2000 yılında kolektif bir çalışma olan “Salkım Söğüt-2” albümünde “Didou Nana”, “Golas Empua Yulun” ve “Dağlarda Kar Sesi Var” isimli üç şarkısını seslendirdi
Karadeniz’in
hırçın çocuğu Kâzım Koyuncu 2003‘de Türkiye’nin kültürel ve politik
ortamından etkilenmiş gibiydi. Artık dalgalar kıyıya daha yavaş, daha
sakin vuruyordu. Kazım Koyuncu’nun deyimiyle zaman ilerledikçe teknik
olarak içindeki rock müzik ateşi çok da olmasa birazcık düşmüştü.
Kâzım
Koyuncu 2001’de ilk solo albümü olan “Viya !” yı çıkardı. Bu albümünde
Karadeniz müziğinin geleneksel enstrümanları kemençe ve tulumu rock
müziğin vazgeçilmezi bas gitar, elektro gitar ve bateri gibi
enstrümanlarla buluşturuyordu. Koyuncu bu albümde Laz halk ezgileri ve
bestelerinin en güzellerini bir araya getirdi. Albüm Doğu Karadeniz’in
müzikal bir mozaiği gibiydi. Koyuncu, her
parçada yaşamdan, dağlardan, denizden, insandan ama en çok da aşktan
bahsediyordu. Hüzünlü bir aşk parçası olan “Didou Nana” isimli Megrelce
halk şarkısını söylüyordu. Kazım’ın sevenleri tarafından ve özellikle
de babası Cavit Koyuncu tarafından en çok sevilen parçası da buydu.
Kemal
Sahir Gürel ile birlikte “Sultan Makamı” adlı dizinin müziklerini yapan
Koyuncu uzaklaştığı Karadeniz ezgilerine televizyon dizisi “Gülbeyaz”
ın film müzikleriyle geri döndü. Bir anda ilgi odağı haline geldi.
Başta Karadenizliler olmak üzere Türkiye genelinde çok tanınan bir isim
oldu.
“Taksİm de artIk bİzİm memleket oldu”
Kâzım
Koyuncu albüm çalışmalarını ve film müziklerini sahibi olduğu Stüdyo ZB
(Zuğaşi Berepe) de yapıyordu. Stüdyonun bulunduğu Beyoğlu’nda, İstiklal
Caddesi’ndeki müzik marketleri hep onun şarkılarını çalıyordu. Kâzım
Koyuncu bir söyleşisinde şöyle diyordu: ‘Taksim de artık bizim memleket
oldu. O kadar çok arkadaşımız oldu ki mahalle gibi bir şey…’
Ancak
Kâzım Koyuncu dizi filmlerin getirdiği popülariteden bir parça
rahatsızdı. Bu yüzden dizilerde çalınan altı parçasını topladığı
albümünü bilerek bir yıl erteledi. Sonunda sevenlerine ‘Hayde’ adlı
albümde bu dizide çalınan altı parçayla seslendi. 2004 yılında
çıkardığı albümünde Şevval Sam’la ‘Gelevera deresi’ türküsünde düet
yaptı. Ayrıca Hemşin halk şarkısı ‘Ella Ella’yı hareketli formda
yorumladı.
“Kanser benim en büyük fobimdi’
26
Nisan 1986 Karadeniz için kara bir gündü. Ukrayna yakınlarındaki
Çernobil kasabasında bulunan nükleer santralin 4. reaktörü infilak
etmişti. Radyasyon yüklü bulutlar fazla gecikmeden Avrupa ülkelerinin
pek çoğunu olduğu gibi Karadeniz’i de ziyaret ettiler. Çernobil
faciasından sonra yetkililer bu olayı o dönem pek ciddiye almamışlardı.
Hatta bütün uyarılara rağmen dönemin Sanayi Bakanı Cahit Aral medyanın
önüne geçmiş, çay içmiş, Karadenizliler için tehlike olmayacağını iddia
etmişti. Tehlike vardı, gün geçtikçe Karadeniz’de kanser vakaları
çoğalmaya başlamıştı. Kâzım, sanatçı arkadaşları ve Trabzon Dernekler
Birliği üyeleriyle birlikte Çernobil olayında duyarsız davranan dönemin
yetkilileri için Sultanahmet Adliyesi’nde suç duyurusunda bulundu.
Kâzım
Koyuncu da çevresel felakete karşı harekete geçen Karadenizliler’den
biriydi. Kanser forumlarına, kampanyalara katıldı. Bir yıl sonra “Benim
en büyük fobimdi’ dediği kanser pek çok hemşerisi gibi onun da kapısını
çalmıştı.
Kâzım
Koyuncu hastalığı sırasında dinleyicileriyle iletişimini resmi internet
sitesi aracılığıyla (www. kazimkoyuncu.com) sürdürdü. Hasta haline
aldırmadan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Onkoloji Bölümü’nde
tedavi gören çocuklara kimseler duymadan gizlice konser verdi.
“Ha konser, ha kanser”
4
Şubat"ta Yeni Melek Gösteri Merkezi"nde hastalığına ve zorlu tedavi
sürecine karşın izleyicisiyle buluştu. 1,5 saat şarkı söyledi. 30
Nisan 2005 tarihinde Trabzon Gazeteciler Cemiyeti"nin ödülünü almak ve
Karadeniz Teknik Üniversitesi"ndeki konseri için Trabzon"daydı. ‘"Ha
konser, ha kanser arada bir tek harf farkı var’" deyip şubat ayında
salonu öyle bir sevgi bulutu kaplamıştı ki kimse hüzne izin vermemişti.
KTÜ konseri sonrası Trabzon Gazeteciler Cemiyeti tarafından plaketle
ödüllendirilen Koyuncu konser sonrası memleketi Hopa’ya gitmiş,
yakınları ve sevenleriyle kucaklaşmıştı.
27
Haziran 2005 Pazartesi akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava
Tiyatrosu’nda gerçekleştirilecek olan ‘Hey Gidi Karadeniz’ konserine
programda olmasına karşın sağlık durumu nedeniyle katılamayacağı
bildirildi. Ardından hasta yattığı Amerikan Hastanesi’nden aynı gün
ölüm haberi geldi. Kazım Koyuncu 33 yaşında, 25 Haziran 2005 günü
aramızdan ayrıldı.
Harbiye’de Türkiye mozayiği
Kanser
tedavisi gördüğü hastanede yaşamını yitiren Kazım Koyuncu için Harbiye
Açıkhava Tiyatrosu"nda tören düzenlendi. Laz, Hemşinli, Gürcü, Ermeni,
Kürt, Türkler’den oluşan hayranları ile Koyuncu, kardeş dillerde son
yolculuğuna uğurlandı. 27 Haziran 2005 tarihinde aynı mekânda
düzenlenecek "Hey Gidi Karadeniz" konserinde sahneye çıkması planlanan
Koyuncu, cenaze töreninde son kez sevenleriyle buluştu. Törene
Koyuncu"nun ailesi, sanatçı dostları, sevenleriyle birlikte sivil
toplum kuruluşlarının temsilcileri ve Türkiye"de yaşayan tüm halklardan
binlerce kişi katıldı. Gözyaşlarının sel olup aktığı törende,
muhabirlerin dahi fotoğraf çekerken ağladığı görüldü.
Sahnede,
üzerinde yaptığı son açıklama olan ‘Karadeniz dev bir dalgadır, özgür
bir sudur’ yazılı dev pankart asıldı. Dostları ve sevenleri Koyuncu"ya
son sözlerini iletti.
Koyuncu"nun
cenazesiyle birlikte yürüyenlerce ‘Yaşasın halkların kardeşliği’ ‘Katil
Çernobil, kaçıncı ölüm’, ‘Kâzım Koyuncu ölümsüzdür’, ‘Katil devlet
hesap verecek’ sloganları atıldı.
Daha sonra memleketi Hopa’ya uğurlanan Kâzım Koyuncu’nun cenazesi, sanatçının köyü Pançol’da toprağa verildi.
Fatİh Sultan KAR