 |
|
 |
 |
| Madımak Bir Utanç Abidesidir |
 Halkına karşı provokasyonlar örgütleyen, katliamlar düzenleyen, baskı
ve terörle yöneten bir sistemin iktidarları... Kimliklerinde halk
düşmanı yazmaktadır.
Bu resim, 33 insanımızın Sivas'ta, Madımak oteli'nde 2 Temmuz 1993'te
yakılarak öldürülmesinin resmidir. Unutmayın, 33 insanımız aynı yerde,
tüm ülkenin gözleri önünde yanarak can verdi, sayı 33'ün de çok
üzerinde olabilirdi, çünkü o otelde 60 kişi de yaralandı.
İçinde
onlarca insanın bulunduğu Madımak Oteli'ni tutuşturanlar bir iki
psikopat serseri değildi. Bir gece gizliden girerek de
tutuşturmamışlardı oteli. Hayır, bu ülkenin ordusunun, polisinin,
hükümetinin, herkesin gözleri önünde binlercesi toplanmış, belediye
başkanı tarafından "gazaları mübarek" kılınmış, devlet kurumları ve
dönemin hükümeti tarafından kendilerine her türlü kolaylık sağlanmış ve
göz göre göre oteli tutuşturmuşlardı. 1993'ün Türkiye'sinde yakılan bu insanlarımızın "tüm suçları" bu
düzene şu ya da bu düzeyde muhalif olmak, aydınlık düşünceler taşımak
veya salt Alevi inancına sahip olmak, yani oligarşik devletin resmi
dininin dışında bir inanç taşıyor olmaktı. Bu suçlarının kanıtı
Sivas'ta yapılacak olan Pir Sultan Abdal şenliklerine katılmaktı. VE YAKILDILAR... 33 insanımızı yakanlar utanmadılar. Oysa, Madımak Sivas'ın tam
ortasında bir utanç abidesi olarak duruyordu. İnsan olanı utandıracak
bir utanç abidesi... Fakat, onları yakanlar utanmadılar. Hem yaktılar, hem de
suçladılar. Tıpkı, 19 Aralık'ta 20 hapishanede birden onlarca tutsağı
yakarak katlettiklerinde utanmadıkları, yaktıkları tutsaklara bir de
dava açtıkları gibi... Sivas'ta da suçlu olan yakılanlardı, "halkı tahrik etmişlerdi". Bu
ülkeyi yönetenlerin, egemenlerin mantığına göre, farklı bir inanca
sahip olmak, bu düzene karşı olmak "tahrik unsuru" idi. 33 insan, içlerinde devlet görevlilerinin de bulunduğu bir güruhun
8 saatin üzerinde süren saldırısı ve devletin açık örgütlemesi, desteği
ve müdahale etmemesi sonucunda yakılarak öldürülmüşlerdi, fakat bu
katliama ilişkin açılan davada, katleden güruhun içinden tespit edilen
üç beş kişi katliam zanlısı olarak yargılandılar. Katliamın asıl
sorumlularını gözlerden kaçırmak içindi bu yargılama oyunu... O mahkeme salonuna çıkardıkları üç beş kişinin 33 insanımızın
yakılmasının asıl sorumluları olduğuna inanmamızı istediler. Elbette
ki, bunun bir inandırıcılığı yoktu. İnanmadık, o günden bugüne yakılan
33 insanımız için adalet istedik. Çünkü, halen katliamın sorumluları
yargılanmadılar, cezalandırılmadılar. Madımak; bunun için de bir utanç
abidesi olarak duruyor Sivas'ın orta yerinde... Madımak düzenin ve düzeni savunanların utancıdır 33 insanımızın yakılmasının sorumluluğunu, katliamda kullanılmış
birkaç kişinin üzerine atarak kurtulmaya çalışanlar, halkı
aldatamazsınız, Madımak'ta 33 insanımızın yakılmasının utancı sizindir. Utanın eserinizden. Bu soygun ve sömürü düzenini, ancak katlederek
ayakta tutabildiğiniz için yaktınız. Alevi halka düşman olduğunuz için
yaktınız. Tüm halkı düzeninize boyun eğdirmek için yaktınız. Bu utanç, DYP'den AKP'ye kadar tüm faşist, gerici partilerindir.
Alevi halkı sömürü düzenleri için tehlikeli gördüklerinden dolayı
katlettiler. Emperyalistlerin, işbirlikçi tekellerin uşakları oldukları
için, onların iktidarını güvence altına almak için katlettiler.
Tekeller adına iktidar koltuğuna oturturken, tekellerin halka karşı
savaşında da görev üstlenmişlerdi. Mezhepçiliği körükledikçe, içlerinde Alevi düşmanlığını büyüttükçe,
sünni tarikatların etkisi altındaki kitleyi devletin yanına çekmeyi
hesapladılar. Halkı birbiriyle çatıştırırken hesapları; sömüren, aç, yoksul
bırakan, baskı ve zulümle yöneten düzenlerine karşı halkın
birleşmesini, hesap sormasını engellemekti. Sadece Madımak'ta değil, Maraşlar'da, Çorumlar'da, Sivaslar'da bunun için provokasyonlar örgütlediler ve katlettiler. Dincilikten, halkın bilinçsizliğinden beslendiler. Bu nedenle
dinciliği pompaladı ve kullandılar. Madımak aynı zamanda gericiliği
büyütmenin de aracıydı. Diri diri insanları yakan bir islam anlayışının sahibi oldukları
için katlettiler. Onların islamcılığı halka düşman, emperyalizme ve
tekellere hizmet eden bir islamcılıktır. Dine inanan değil, din
tüccarları oldukları için katlettiler. Ellerinde halkın, Madımak'ta yakılanların kanı var. Bu utanç SHP'den CHP'ye düzenin solunu oluşturan "sosyal-demokrat"
partilerindir. Halk için bir DYP, bir AKP de onlardır. Fakat, halkın
karşısına bu halk düşmanı kimlikleriyle değil, "sosyal demokratlık"
maskesi altında çıkarlar. Ne sosyalizmle, ne demokratlıkla bir ilgileri
yoktur. Madımak'ta olduğu gibi oligarşik düzenin Alevilere yönelik
katliamlarının sorumluluğunu onlar da taşıyorlar. Bu ülkede Alevilere, devrimcilere yönelik en büyük katliamların
yapıldığı birçok dönemde onlar iktidarda, ya da iktidar ortağı idiler.
Bu dönemlerde yapılan katliamlar onların iradesi dışında yapılmış
değildir. Onlar da, tekellerin partileri olarak, oligarşik düzenin katliam
politikalarını meşrulaştıran ve uygulayan oldular. Oligarşik düzenin
halka karşı savaşında, düzenin emrindeydiler. Onlar da, düzenin
karşısında olan her şeyi düşman olarak gördüler. Onların da oligarşik
düzenin bekaası için yapamayacağı bir şey yoktur. Bunun için Maraş'ta
olduğu gibi Madımak'ta da katliamın sorumluluğunu taşıma
onursuzluğundan kaçınmadılar. Ve büyük oranda Alevi halkın oylarıyla hükümet koltuklarına oturan
olarak, Madımak katliamının en büyük utancını onlar taşımak
durumundalar. Katledilenlerin anma törenlerinde, kimi zaman timsah
gözyaşı dökmeye gelmeleri, katliamcı yüzlerini örtmeye yetmez. Bu utanç, ordunun, polisindir. Bu iki kurum, oligarşik düzenin
tarihindeki, halka ve devrimcilere yönelik hemen tüm katliamların da
başta gelen sorumluları içindedir. Kiminde örgütleyici, kiminde teşvik
eden, kiminde göz yuman ama mutlaka bir şekilde katliamların içinde
olmuşlardır. Madımak'ta da varlardı. Katliamcı güruhun içinde, sivil giyinmiş
polisler olarak katliamı kışkırtıyorlardı. Resmi kıyafetlilerdi,
katliamcı güruhun çevresinde adeta bir koruma oluşturmuş, katliam
alanına birlikte ilerliyorlardı. Asker kıyafeti içinde, Genelkurmay
başkanlığından, Sivas'taki birimlerine kadar katliamın
gerçekleştirilmesini izliyorlardı. Devrimci demokratların yasal mitinglerini kurşunlayarak, katliam
yaparak dağıtanlar, o gün katiller güruhunu katliam boyunca izlediler,
çevrelerinde adeta güvenlik aldılar ve katliam onların gözleri önünde
gerçekleştirildi. Açık olarak, katillerin yanındaydılar. Onlar, katliam kararlarını alanlar ve uygulayanlardı. Düzen
partilerinin aksine, onlar düzenin değişmeyen, kalıcı
katliamcılarıdırlar. Bu utanç, katliamın gerçek sorumlularını yargılamayan yargınındır.
Madımak'ın arkasından bir yargı komedisi sergilendi. Katliamın gerçek
sorumluları, oligarşinin mahkemesinin sanık sandalyesinde oturmadılar.
Sanık sandalyesine oturtulanlar, katliamın büyüklüğü karşısında çok
küçük bir parçayı bile oluşturamayacak üç beş kişiden ibaretti. Yargılama diye oynanan oyun, devletin katliamdaki rolünü aklamaya
hizmet ediyordu. Sanıkların yargılanıp cezalandırıldığı yalanıyla tüm
halkı kandırmak istediler. Adalet duyguları yoktu. Onların yargısında, devletin çıkarları için
gerektiğinde 33 insanın yakılarak öldürülmesinin bir önemi yoktu. Bu
konuda "şerbetlidir" onlar. Nice, 33'lerin katillerini "akladılar",
nice infazın, katliamın altına onay mührünü bastılar. Utanma duyguları olmadığı için, adaletsizliklerini "adalet"
kılıfıyla pazarlamak onların yüzlerini kızartmaz. Utanma duygusu
taşımadıkları için, 33 insanın katillerinin ellerini kollarını
sallayarak gezmelerinden utanç duymazlar. Bu utanç, Sünni islamcılığındır. Madımak katliamını sahiplenen,
Alevi olmayı, farklı bir inanç taşımayı Nesimiler, Pir Sultanlar gibi,
Maraşlarda, Çorumlarda, Sivaslarda, Madımak'ta olduğu gibi yakılmak
için yeterli görenlerindir. Bu ülkede Sünni tarikatlar da, Alevileri dinsizlikle suçlayarak,
sapkın bir akım olarak görerek, Alevi halka yönelik iftiralar ve
karalamalar yaparak, Alevilere ve farklı inançlara düşman bir kitlenin
yaratılmasında başrollerden birini oynamışlardır. Oligarşik düzenin, mezhep çatışmalarını körükleme politikasında gönüllü rol üstlenmişlerdir. Madımak aynı zamanda onların eseridir. Madımak Sivas'ın ortasında, onlar için de bir utanç abidesi olarak durmaktadır. 2 Temmuz 1993'ten bugüne, katliamın sorumlularını açığa çıkarıp
cezalandırmayan, Madımak otelinin müze yapılmasına izin vermeyerek
katliamı sahiplenen tüm iktidarlar bu utancı taşımaktadırlar. O günden bu yana, "liberali" "milliyetçisi" "sosyal demokratı"
"muhafazakarı" çeşitli iktidarlar gelip geçtiler. Hepsinin ortak
özelliği, Madımak otelinin müze yapılmasına karşı olmak, katliamın
sorumlularını yargılamamak ve cezalandırmamak oldu. Çünkü, o günden günümüze iktidar koltuğuna oturanların, kendilerine
yakıştırdıkları sıfatlar ne olursa olsun, ortak özellikleri oligarşik
düzenin partileri olarak, düzenin Alevilere yönelik katliam
politikasını sahiplenmeleriydi. Onlar da kendi iktidarlarında, aynı
katliam politikasını halkın değişik kesimlerine yönelik uyguladılar. Madımak hepsinin ortak utancıdır. Onlar, kendi halkına karşı
provokasyonlar örgütleyen, katliamlar düzenleyen, baskı ve terörle
yöneten bir sistemin iktidarlarıdırlar. Kimliklerinde halk düşmanı
yazmaktadır. Madımak oligarşik düzenin nasıl bir düzen olduğunu gösteren örneklerden de bir tanesidir. Yakılanların, düzenin yasalarına göre de suçlanabilecekleri bir
eylemleri yoktu. Yaptıkları Osmanlının adaletsiz düzenine, zulmüne
boyun eğmediği için idam edilen Pir Sultan'ı anmaktı. Fakat düzenin
yasalara ihtiyacı yoktu, organize edilen bir katliamla yakılarak
öldürüldüler. Bu düzenin çıkarlarına hizmet edenlerin, yakma, katletme özgürlüğü
vardır, fakat, düzenin karşısında olanların yasalarda tanınan hak ve
özgürlüklerinin bile bir anlamı, can güvenlikleri bile yoktur. Yakma özgürlüğü vardır, ama yakılanları anmak için Madımak Otelini
müze yapmaya bile "birliği bozar" gerekçesiyle izin yoktur. Yakmak
değil, ama katliamı lanetlemek, katledilenleri anmak, oligarşik düzen
içinde birlik bozucu bir eylemdir. Oligarşik düzenin niteliğini tarif
etmek için başka bir şeye ihtiyaç var mı? Oligarşik düzen katlediyor ve katliamdaki sorumluluğunu unutturmaya
çalışıyor. Düzenin, Madımak katliamının sorumluluğundan kendini
kurtarmasına izin verilemez. Katliamın gerçek sorumlularının,
sorumluluklarını örtbas etmelerine, kendilerini gizlemelerine yardımcı
olmak halka karşı yapılabilecek en büyük kötülüklerden birisi
olacaktır. Bu nedenle de, Sivas'ta yakılanları anmanın bir yanını da onları
yakanları unutturmamak oluşturmalıdır. Sivas'ın katillerini halka
göstermeli, teşhir etmeliyiz. Devrimciler bugüne kadar olduğu gibi
bundan sonra da, Sivas'ta yakanların gerçek yüzlerini ortaya sermeye
devam edecekler. "Çığlıkların adı yangındır orada Yüzsüz yüreksiz bir uğultuda..." Orada, yüzsüz ve yüreksiz uğultularda yakılanları anıyor ve yaşatıyoruz... Bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizmi savunarak, emperyalizme ve oligarşiye karşı savaşarak, Gözaltılara, işkencelere, tutsaklıklara, şehitliklere rağmen yolumuzdan dönmeyerek anıyor ve yaşatıyoruz. Biliyoruz ki, onları yaşatmak katillerinin yakasına yapışmaktır... Onları yaşatmak, onların şahsında saldırılan, Aleviliğin zalimin zulmüne boyun eğmeyen özünü sahiplenmektir. Onların katilleri CHP ile kolkola girenler... Onların katili oligarşik düzene karşı olmayanlar, dilleri ne söylerse söylesin, onların anılarına bağlı değillerdir. Aleviliği, düzen partilerinin içinde koltuk kapmak için kullanmaya
çalışanlar, Alevi halkı düzene yedeklemeye çalışanlar onların anılarını
sahiplenmiyorlar demektir. 2 Temmuz 1993'te Yakılarak Katledildiler Onları Anıyor ve Yaşatıyoruz Ahmet Özyurt, Asaf Koçak, Asım Bezirci, Asuman Sivri, Behçet Safa Aysan, Belkıs Çakır, Carina Cuanna, Erdal Ayrancı, Edibe Sulari Aybaba, Gülender Akça, Gülsün Karababa, Handan Metin, Hasret Gültekin, Huriye Özkan, İnci Türk, Kenan Yılmaz, Mehmet Ata, Metin Altıok, Muammer Çiçek, Menekşe Kaya, Muhibe Akarsu, Muhlis Akarsu, Murat Gündüz, Nesimi Çimen, Nurcan fiahin, Özlem Şahin, Sait Metin, Sehergül Ateş, Serkan Doğan, Serpil Canik, Uğur Kaynar, Yasemin Sivri, Yeşim Özkan
Haber:Yürüyüş Haftalık Dergi
|
| Tarih: Salı, 01. Temmuz 2008 Gönderen: lizge |
|
 |
 |
|
 |
 |
|