2 Eylül’ün getirdiği baskılar sonucu yurtdışına çıkmak zorunda kalan Ali Asker, 1954 yılında 12 çocuklu bir ailenin çocuğu olarak Tunceli’nin hozat ilçesinde doğdu. Devamı
Doğal olan, insanların acılarını, sevinçlerini, hasretlerini anlayacakları dilde anlatmak değil midir?
Evvel Temmuz Festivali’ne gitmek için
Samandağ-Antakya arası yolcu taşıyan bir dolmuşa biniyoruz. Yazın
kavurucu sıcağından bunalmış olan yolcuların yüzünde sıcaktan kaynaklı
garip bir ifade var. Dolmuş hareket edip kaset çalmaya başlayınca yüzlerdeki ifade
değişiyor. Bir hareketlilik başlıyor. Arapça konuşmaları anlamıyoruz
ama söylenen şarkının buna neden olduğunu anlıyoruz. Yolculardan
birine, dayanamayıp şarkının neyi anlattığını ve kim tarafından
söylendiğini soruyoruz. Şarkının adının Mes’ud bil Suud olduğunu ve
Samandağlı Nihat Çay tarafından söylendiğini anlatıyor ve ekliyor; “Bu
şarkının hikayesi Arap ülkelerinde çalışan binlerce Hataylı işçinin
yaşamını anlatıyor” diye bitiriyor sözlerini. Festival alanında
karşılaştığımız öğretmen arkadaşa Nihat Çay’ı sorduğumuzda isterse
görüştürebileceğini söylüyor. Bunun üzerine yola koyulup bağlama
atölyesine varıyoruz. Nihat Çay’ın yaptığı işleri, Arap müziği ile
ilgili çalışmaları duyunca kendisiyle röportaj yapmak istediğimizi
söylüyoruz. Hemen kabul ediyor.
Kendinizi tanıtır mısınız? 1971 yılında Samandağ’ın Tekkebaşı (Cilli) köyünde doğdum. İlk ve
ortaöğretimimi Samandağı’nda, yüksek öğrenimimi Niğde Üniversitesi
Eğitim Fakültesi’nde tamamladım.
Müziğe olan ilginiz nasıl başladı? Daha ilkokul sıralarındayken arkadaşlarım oyun oynarken ben ya resim
yapardım ya da bir şeyler yontardım. Öğretmenlerim yaptığım resimleri
çok beğenirler ve beni teşvik ederlerdi. Müziğe ilgim daha sonra
üniversite yıllarına dayanır.
Bağlamayla tanışmanız nasıl oldu? Bağlama bizim Arap Alevi folklörünün bir çalgısı değil. Dolayısıyla
yaşadığım yörede yok denecek kadar az sayıda bağlama çalan vardı. Bizim
köyde hiç yoktu. Niğde’ye üniversite okumaya gittiğimde bir sınıf
arkadaşımın evinde tanıştım bağlamayla. Arkadaşımın babası hem çalıyor
hem de yapımıyla uğraşıyordu. İşte o günden sonra arkadaşımın
atölyesinden çıkmaz oldum. Bağlama yapımını ve çalmayı burada öğrendim.
Arapça müzik yapmaya nasıl karar verdiniz? İçine doğduğum, parçası olduğum Nusayri kültürünün yok olmasına gönlüm
razı olamazdı. Kendi kültürümden insanların acılarını, sevinçlerini,
doğa sevgilerini ve sıla hasretlerini istedim ki onların anlayacağı
dilden söyleyeyim. Aslında doğal olan da bu değil midir?
Müziğinizin Nusayriler tarafından beğenilimesini neye bağlıyorsunuz? Birincisi demin de bahsettiğim gibi onların anladığı dille müzik
yapmam, bir diğer etken ki bana göre bu çok önemli, toplumun yaşamında
ne varsa onun müziğini yapmam büyük bir etkendir. Toplumdan beslenmeyen
hiçbir sanatçının uzun soluklu olacağını düşünmüyorum.
Sizin müziğinizi diğer Arapça yapılan müziklerden ayıran nedir? Dünyada birçok Arap ülkesi var ancak Türkiye’deki Arap Alevilerin
(Nusayri) konuştuğu dilin yapısı farklı. Türkiye’de Hatay, Adana ve
Mersin’de yoğun olarak yaşayan Arap Alevilerin günlük yaşamda
kullandıkları dille bugüne kadar pek müzik yapılmamış. Bu alanda bir
eksiklik hissettim. Bizde daha çok Lübnan ve Suriye müzikleri dinlenir
ama bu bizim Türkiye’de yaşayan Nusayrilerin yaşayışıyla bire bir
örtüşmüyor.
Bu kadar dinleyici kitlesine nasıl ulaştınız? Yerel yayın yapan bir radyoda şarkılarım yayınlandıktan sonra, internet
üzerinden insanlar birbirine göndererek, şarkılarım Nusayrilerin
yaşadığı her yerde dinlenir oldu.