2 Eylül’ün getirdiği baskılar sonucu yurtdışına çıkmak zorunda kalan Ali Asker, 1954 yılında 12 çocuklu bir ailenin çocuğu olarak Tunceli’nin hozat ilçesinde doğdu. Devamı
Giderek ben türkülerle değil türküler benimle uğraşmaya başladı. Bir de birçok ülkede halk müziklerinin senfonik yorumlanışı ve bu yaklaşımın o ülke kültüründeki senfonik müziğe katkılarını ve karşılık olarak da halk
Sesini ver sesime / Sensiz türkü söylenmez / Uzat bana elini / Bu yol sensiz yürünmez… ‘Sesini Ver Sesime’, Üçdeniz Topluluğu’nun ‘Yağmurlar Dinmeden Gel’ isimli yeni albümünde yer alan bir türkünün ismi…
Üçdeniz Topluluğu, on sekiz kişilik bir orkestra… 1994 yılında kurulan, ismini ülkemizi çevreleyen üç denizden alan topluluk, on dört yıldır seslendirdikleri türküler ile tanınıyor. Üçdeniz Topluluğu, kasım ayı başında çıkan yeni albümleri ‘Yağmurlar Dinmeden Gel’de, topluluğun kurucusu Ferda Ereren’in bestelerinin yanı sıra Selanik, Trabzon, Çaycuma, Ordu türkülerini seslendirmiş.
Ulusal olanla evrensel olanı buluşturma çabaları topluğunun kurulduğu yıldan bu yana sürmekte. Gerek topluluk olarak, gerekse de üç denizin komşu halklarının sanatçılarıyla birlikte çok sayıda konsere imza attılar, atıyorlar…
Bu çalışmaların sonuncusu, Üçdeniz Topluluğu ile Romanya’dan İza Grup’un ortak etkinliği ‘Türküleşme 3’; 29 Kasım 2008 Cumartesi günü 19.00’da Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde, 30 Kasım 2008 Pazar günü 19.00’da Boğaziçi Üniversitesi Garanti Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek.
Yeni albümleri ‘Yağmurlar Dinmeden Gel’ ve ‘Türküleşme’ konseri üzerine söyleşmek üzere topluluğun kurucusu Ferda Ereren ile buluştuk ve bastık teybin düğmesine…
»Merhaba, önümüzdeki hafta bir konseriniz var. İstersen söyleşiye bu konserden söz ederek başlayalım.
Bu günlerde bir yandan 29-30 Kasım tarihlerinde gerçekleştireceğimiz “Türküleşme 3” başlıklı konserimize hazırlanırken, bir yandan da çocuklar için hazırladığımız ve “Çocuklara Çocuklarla Müzik” adını verdiğimiz albümler serisinin ilk ikisinin yapım işleriyle uğraşıyoruz. Ama uğraşımız sadece bunlar değil, yeni yayınlanan “Yağmurlar Dinmeden Gel” adlı albümümüzün tanıtım işleri ile “Üçdeniz Kültürevi”nin işleri de uğraşlarımız arasında…
»’Türküleşme’ diye adlandırdığın etkinlikler nasıl başladı?
Geçmiş yıllarda topluluğumuz üyelerinden Dr. Erdal Şalikoğlu aracılığı ile Macaristan’dan ‘Jánosi Topluluğu’, ‘Juhász Zoltan’, ‘Kobzos Kiss Tamás’ gibi halk müziği sanatçılarını Türkiye’ye davet edip, çeşitli mekânlarda etkinlikler yapmıştık. Bu arada, Türk Psikiyatri Derneği’nin bir sempozyumuna katıldık ve oradaki dinletimizden sonra bize, 2006 yılında yapılacak uluslararası psikiyatri kongresinde, katılımcı ülkelerin halk müziklerinden oluşan bir dinleti yapmamız teklif edildi. Bu dinleti tam da bizim adımıza , ‘Üçdeniz’e uygun düşecek biçimde, adımızı aldığımız denizlerin çevresindeki ülkelerin halk müziklerini kapsıyordu. Bu kongre için hazırladığımız repertuarı kongre öncesi kaydedip dinleti sırasında kongre katılımcılarına da dağıtmıştık. Bu çalışmada somut olarak halk müziklerinin ne kadar iç içe olduğunu, ne kadar ‘farklı’ fakat ‘benzer’ olduğunu görmüş, repertuvarımıza da bunu yansıtmıştık. İşte bu iki olgu, yani yurtdışından bir halk müziği ekibini ülkemize getirip birlikte dinleti yapma ve bu dinletide halk müziği kültürlerimizin ortak yanlarına vurgu yapma olguları bir araya geldiğinde ‘Türküleşme’ adını verdiğimiz etkinlikler dizisi doğdu ve ilk olarak iki yıl önce Macaristan’dan ‘Jánosi Topluluğu’ ile birlikte ‘Türküleşme 1’i, geçen yıl da Bulgaristan’dan ‘Komiti’ yani ‘Efeler’ topluluğu ve bizden ‘Dalepe Nena’ yani, ‘Laz Kadın Sesleri’ topluluğuyla birlikte ‘Türküleşme 2’yi gerçekleştirdik. Bu yıl ise Romanya’dan ‘İza Grup’ ile birlikte ‘Türküleşme 3’ü yapıyoruz.
»Neden ‘Türküleşme’?
Bence bu sözcük en az iki anlam içeriyor ki, bunlar bizim için halk müziği yaratma ve icra sürecindeki iki önemli olgu. Birinci anlamı, bir müziğin ya da diyelim “şarkı”nın, anonimleşip türküye dönüşmesi yani türküleşmesi. İkincisi ise “söyleşme” gibi, karşılıklı türkü söyleme, yani yine türküleşme. İşte bu iki anlam da bizim etkinliğimizde karşılığını buluyor diye düşünüyorum. Yani başka halklarla türkülerimiz aracılığı ile söyleşiyoruz… yani türküleşiyoruz, bunu yaparken de birbirimizin türkülerini kendimizce yeniden türküleştiriyoruz.
»Etkinliklerde siz de başka dillerde halk türküleri seslendiriyorsunuz…
Evet… Az önce dediğim gibi 2006’daki Psikiyatri Kongresi için hazırladığımız repertuarda Rusya, Ukrayna, Romanya, Bulgaristan, Yunanistan, Kıbrıs, Mısır, İsrail, Suriye, Irak, İran, Ermenistan, Gürcistan dillerinde türkülere yer vermiştik. Bu çalışma bize bir zemin oluşturdu ve bu etkinliklerde bu repertuarımızı da kullanıyoruz.
»“Halk müziği kültürümüzün ortak yanları” dedin, bunu biraz daha açalım…
Örneğin çalgıların benzerlikleri… Bulgar dostlarımız birçok türkülerini “gadulka” dedikleri bizim kemençenin biraz büyüğü olan bir çalgı ile seslendirdi. Macar dostumuz Kobzos Kiss Tamás, adı üstünde kopuz çalıyor, yani “Kobzos” kopuzcu demek. Tamás ayrıca birçok halk türküsünü bağlama eşliği ile söylüyor. Bunlar bir yana kimi türkülerimiz neredeyse aynı. Örneğin Rumca bir Kıbrıs türküsü bizim Ankara yöresinden derlenmiş “Karpuz Kestim Yiyen Yok” ile çok benzer bir ezgi yapısına sahip. Yine Bulgarca bir türkü, Giresun yöremizin “Kömürlük Dağı” türküsünün varyantı gibi. Örnekleri daha da çoğaltabiliriz…
»Daha fazlası için konserlerden birine katılmamız mı gerekiyor?
Evet, her şeyimizi burada açıklarsak dinleyici bulamayabiliriz!..
»Şimdi biraz da “yeniden yaptık” dediğin Yağmurlar Dinmeden Gel albümünden söz edelim…
‘Yağmurlar Dinmeden Gel’, bizim topluluk olarak yaptığımız ilk albümümüz. Topluluk olarak diyorum, çünkü 1990 yılında eşim Sevinç Ereren’le birlikte ‘Kanadım Değdi Sevdaya’ adlı bir albüm yapmıştık. Sözü açılmışken, bu albümü de CD olarak yayına hazır hale getirdik. Onu da yeniden dinleyicilerimize ulaştırmaya çalışacağız.
‘Yağmurlar Dinmeden Gel’e gelirsek; bu albümün stüdyo kayıtlarına 1995 yılında başlamıştık aslında ve o yıllarda arkadaşlarımızın bazılarının enstrüman açısından stüdyo deneyimleri yoktu. Biz de örneğin Muammer Ketencoğlu, Tuba Özkan, Ersin Baykal gibi kimi müzisyen dostlarımızın katkılarını istedik ve bu ilk kaydı o yıllarda ‘Yağmurlar Dinmeden’ adıyla yayınladık. Ancak benim içime sinmeyen noktalar vardı. Örneğin, sesimi hem iyi kullanamamış hem de bence kayıtlarını iyi yapamamıştık. Düzenlemelerde de bazı eksiklikler vardı. Aradan geçen yıllarda hem şan çalışmaları ile sesim biraz daha ‘iyileşti’, hem de düzenlemeleri gözden geçirme fırsatı oldu. Bu ilk kayıtları bilgisayarımda yeniden ele aldım, ayıkladım ve gerekli gördüğüm eklemeleri yaparak ve sesimi de yeniden kaydederek albümü deyim yerindeyse yeniden yaptım. Üçdeniz Yapım olarak eşim Sevinç’in adına yapımcı belgesi aldık ve albümü bastırarak dağıtım için Yeni Dünya Müzik’e verdik…
»’Düzenlemeler’ diyorsun, türküleri hangi anlayışla düzenliyorsun? Bir sorum da şu olacak, siz sadece türkü seslendirmiyorsunuz, Yağmurlar Dinmeden Gel adlı parça gibi, kendi çalışmalarınızı da seslendiriyorsunuz. Bunlar arasında nasıl bir bağ kuruyorsun?
Öncelikle biz ‘türkü’ dediğimizde halk müziği tarzında, biçim ve içerik olarak halk müziğine yakın müzik yapıtlarını kastediyoruz. Yani batıdaki anlamıyla ‘halk şarkısı’ yerine ‘türkü’ diyoruz. ‘Halk şarkısı’ demek yanlıştır demiyorum ama ‘türkü’ sözü bize daha sıcak, daha anlamlı geliyor. Başka dillerde de bunu karşılayan yerel sözcükler olabilir. Bu nedenle kendi beste çalışmalarımızı da türkülerin içine katıyoruz. Kim bilir belki onlar da zaman içinde ‘türküleşme’yi konuşurken dediğim gibi gerçekten türküleşirler.
Düzenleme sorunuza gelince… Ben türkülerle bilinçli olarak uğraşmaya başladığım 70’li yılların sonlarından beri hep türkülerde bir ‘çokseslilik’ duyumsadım. Halk çalgılarımızın, bu bağlama olsun ya da kemençe olsun, hatta dilli dilsiz kavallarımız olsun, kendilerince bir armonisi olduğu ve onlara tadını verenin de bu armoni olduğunu düşündüm. Türkülerdeki çoksesliliğin insan sesiyle ilgili yanını ise Muzaffer Sarısözen’in kimi derlemelerinde ve Ferruh Arsunar’ın neredeyse bütün derlemelerinde vurguladığını görünce, artık çoksesliliğin türkülerin doğasında olduğu kanısına vardım. Böylece giderek ben türkülerle değil türküler benimle uğraşmaya başladı. Bir de, doğuda olsun batıda olsun birçok ülkede halk müziklerinin senfonik yorumlanışı ve bu yaklaşımın o ülke kültüründeki senfonik müziğe katkılarını ve karşılık olarak da halk müziklerinin bundan olumlu etkilendiğini görünce, türkülerimizi orkestra ile seslendirme düşüncesi somutlaştı.
»Yani türküleri armonize edip orkestraya uyarlıyorsunuz diyebilir miyiz?
Hayır… Türkülerin içindeki armoniyi bulup öne çıkarmaya çalışıyorum desek daha doğru olur. Dediğim gibi türkülerin armoniye değil, doğru duyumsanmaya, içerik ve biçim olarak gelişmiş bir yoruma ihtiyacı olabilir ancak.
»Son olarak istersen biraz da çocuk müziği çalışmalarınızdan söz edelim.
‘Üçdeniz’ biliyorsunuz nerdeyse 14-15 yıldır gelişimini sürdürüyor. Aramıza çocuk yaşta katılan kimi arkadaşlarımızın çocukları oldu, onlar büyüdü ve şarkı söyleyebilecek yaşa geldiler. Bu arada benim birkaç çocuk şarkısı çalışmam vardı. Onları çoğalttım ve çocuklarımızla birlikte seslendirerek iki albüm hazırladık. Başlığını da ‘Çocuklara Çocuklarla Müzik’ olarak koyduk. Hayvanlarla ilgili bu şarkılar özellikle okul öncesi çocuklara yönelik. Bu arada, Sevinç Ereren’in çocuklar için ‘Kolay Piyano’ adlı kitabı basılmıştı ve Sevinç bu birikimini de kullanarak çocuk şarkılarımızın piyano için notalarını yazdı, Gül Uzun her şarkı için bir resim yaptı ve bu iki albümü CD-kitap olarak yayına hazır hale getirdik. Yayınlanmayı bekliyor…
Meraklısı için not: Üçdeniz Topluluğu için daha fazla bilgi “www.ucdeniz.com.tr” adlı sitede…
***
Ferda Ereren kimdir?
Ferda Ereren, 1958 Ünye doğumlu. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde öğrenci olduğu yıllarda halk müziği çalışmalarına başladı. İstanbul Üniversitesi Halk Müziği Topluluğu’nda Orhan Dağlı ile daha sonra da Yavuz Top ile bağlama çalıştı. 1978-81 yıllarında Özgürlük Türküsü Topluluğu’nu çalıştıran Ereren, mecburi hizmet ve askerlik nedeniyle ara verdiği müzik çalışmalarına, 1990 yılında eşi Sevinç Ereren ile birlikte yaptığı “Kanadım Değdi Sevdaya” adlı albüm ile yeniden döndü ve bu yıllarda Perihan Önder Ridder ile armoni çalıştı.
1992-94 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi çalışanlarından oluşan Çoksesli Halk Müziği Korosu’nu kurdu ve yönetti. Bu yıllarda oluşturduğu çoksesli halk müziği topluluğuna 1994 yılında “Üçdeniz” adını vererek çalışmalarını sürdürdü. Yine bu yıllarda önce Zuhal Özcengiz’den, daha sonra da iki yıl süreyle Prof. Dr. Güzin Gürel’den şan dersleri aldı. “Orkestra, Bağlama ve Ses için Türküler” ve “Halk Müziği Koroları için Çoksesli Türküler” adlı iki kitabı yayınlanan Ereren’in çocuk müziği çalışmaları da bulunuyor ve bu konuda iki cd-kitabı yayınlanmayı bekliyor.
***
Amaç genişleyen bir orkestra olmak
Üçdenİz Topluluğu, 1994 yılından bu yana çalışmalarını sürdürüyor. İlk yıllarda flüt, keman, bağlama gibi az sayıda enstrüman içeren topluluğa zaman içinde birçok kişi katıldı ve ayrıldı. Bir grup değil, genişleyen bir orkestra olmayı amaçlayan toplulukta şu anda aktif olarak üç bağlama (Ferda Ereren, Erdal Şalikoğlu, Ezgi Benli), üç flüt (Evrim Gökerman, Alev Aksoy, Yusuf Şalikoğlu), üç ritm (Ebru Ayarcı, Tülay Kavraz, Hande Tarlan), ksilofon (Erencan Ereren), dört keman (Mustafa Kavraz, Esra Aydın, Etem Aksoy, Elif Ada Kılıç), iki viyola (Miray Özkan, Serdar Parlar), viyolonsel (Sevinç Ereren), kontrbas (Elif Esen Birlik), trompet (Erencan Ereren) bulunuyor.
İstanbul’da Aya İrini dâhil birçok mekânda çalışmalarını seslendiren topluluk çeşitli kentlere de konuk oldu. Kurucuları olan Ferda ve Sevinç Ereren’in yanında Dr. Erdal Şalikoğlu da topluluğun oluşum sürecine büyük katkılar sağladı. Şalikoğlu’nun ayrıca Kobzos Kiss Tamás’la birlikte Macarca Türkçe Aşık Veysel ve Yunus Emre türkülerini yorumladığı iki albümü bulunuyor.