Çok küçük yaşlardan itibaren elinde saz gurbet yollarında ömür tüketen
Sulari'nin müzikal yönüne de değinmek gerekir. Çünkü Davut Sulari güçlü bir
söz ustası olmasının yanında belki daha da önemlisi usta bir müzisyendir.
Daha çocuk yaşlarında iken dedesinin yönlendirmesiyle kısa zamanda sazı
öğrenmiş, gençlik döneminde ve ustalık dönemlerinde ezgi üreten usta bir
bağlamacı haline gelmiştir.
Bununla birlikte asıl önemli olan husus şudur: İster kendi yetiştiği
coğrafyanın müzik unsurlarını kullanmış olsun, ister dolaştığı yörelerden
etkilenerek o yörelerin müziklerini kendi ezgilerinde değerlendirmiş olsun
Davut Sulari'nin müziğinde, bu isimle bütünleşmiş bir kimlik, özel bir
tavır, kendine özgü bir stil hemen hissedilir. Bugün her saz şairinde
böylesi özel tavırları bulmak mümkün olamıyor.
Genellikle aşıklar ustalarından öğrendikleri ezgi kalıplarının üzerine
kendi sözlerini döşeyerek aslolan şiir (söz) söyleme işlevlerini yerine
getirirler. Aşıklar için saz, dilin durakladığı yerlerde boşlukları
dolduran; şiire ahenk kazandırarak, kolay benimsenmesini sağlayan bir
unsurdur. Bunun dışında sazı gerçek anlamıyla bir müzik aleti gibi
kullanan, bu aletten zengin melodiler üreten aşıklar da yok değildir. İşte
Davut Sulari sazını zaman zaman ilk söylediğimiz biçimde söze eşlik eden
bir aracı gibi kullansa da, O sazıyla melodi üreten, sazsöz ikilisinin
bütünlüğü ekseninde şiir ve melodi doğduran bir aşıktır.
Sulari'nin "kendi doğdurduğu" havalar o kadar özgündür ki dinlendiğinde
Sulari imzası net bir biçimde anlaşılır. Elbette bu müzik, genel olarak
halk müziği denilen müziğin dışında düşünülemez. Hatta bunu halk müziğinin
aşık müziği denilen bölümü içinde değerlendirmek daha doğru olacaktır.
Aslında Davut Sulari'nin müziğini genel hatlarıyla irdelediğimizde bu
müziklerde yöresel ezgilerin bir çeşni olarak kullanıldığı hemen anlaşılır.
Ancak burada tüm özellikleriyle bir yöreyi bulmak mümkün değildir. Çok
dolaşan, diyardan diyara giderek çeşitli müzik zevklerini kendi potasında
eriten Sulari'nin müziğinde karma bir yapı bulunur.
Ağırlıklı olarak Doğu Anadolu'nun yerli havalarından olan Azeri unsuru bu
müziklerde öne çıkar. Yine bu yörenin bazı serbest tartımlı ezgileri (uzun
havaları) ile Alevi müziğinin bazı öğelerine Sulari'nin müziğinde
rastlayabiliriz. Deyişlerin özellikle 8'li ve 11'li hece ölçüsüyle
söylenilenlerinde akıcı melodiler kullanılmıştır. Diğer türlerde (Divan,
Tecniş, Müstezat vb) kullanılan ezgilerin son derece ağdalı bir tarzda icra
edildiği söylenebilir.
Davut Sulari'nin sesi, bol tiril yapmaya uygun, melodi akışı içinde çeşitli
esnemelere yatkın, bununla birlikte gevrek ve lezzetli bir sestir.
Müziklerinin birçoğu karmaşık melodi kalıplarıyla örülüdür. Buna bir de
Sulari'nin heceler üzerinde ritm esnemeleri biçiminde kendini gösteren
yorumunu eklediğimizde ezgi, uygulanması zor bir hal alır. Dolayısıyla çok
özgün olan Sulari melodilerini Sulari'den başkalarının uygulaması çok
zordur. Ancak günümüzde bu alanda kendini yetiştiren, Sulari tavrında müzik
yapma konusunda yetkin birkaç sanatçıya rastlayabiliyoruz. Ne gariptir ki
bunların bir çoğu bayan okuyuculardır. Belkıs Akkale, Sabahat Akkiraz
vd.
Sulari yerel müziklerden etkilendiği kadar pek çok yöre sanatçısını da
etkilemiştir. Bunlar arasında Neşet Ertaş, Muhlis Akarsu, Aşık Daimi,
Mahsuni Şerif gibi isimler ilk akla gelenlerdir.
Sulari ezgi doğdurmadaki yeteneği, deyiş söylemedeki ustalığının yanında
yöresel ezgileri (halay, bar, ağıt, lavik) aktaran kaynak kişi kimliğini de
taşımaktadır. Ancak bazı yerel havaları Sulari'den derlerken dikkatli
olunduğu söylenemez. Gaziantep, Adana, Konya, Yozgat, Malatya yörelerinin
müzik karakterlerinde söylenen bazı havalar Sulari'nin sesinden
kaydedildiği için Erzincan'a mal edilmektedir. Yöresel oyun havaları,
ağıtlar, hikayeli türküler Sularinin repertuarında eksiksiz bulunmaktadır.
Sulari eski usta aşıkların deyişlerini okumasıyla da ünlenmiştir. Pir
Sultan Abdal, Emrah, Hatayi, Aşık Elesker şiirlerini ezgiyle söylediği
ustalardan yalnızca birkaçıdır.
Sulari sesini ve sazını o denli uyumlu kullanır ki bazı ezgilerde her
ikisinin karşılıklı söyleştiğini zannedersiniz. Saz çalış tekniği ile
kullandığı saz türü yöresinin (Erzincan) Alevilerinden ve yerel
sanatçılarından farklıdır. Sulari ezgilerinin bütünü içinde zengin ve
süratli giriş ve ara melodileri vardır. Sazı ile bunları büyük ustalıkla ve
hiç falsosuz çalabilmektedir. Bazı zamanlar kesik kesik yapılan vuruşlara
karşın, sesiyle de orantılı
ve destekli olarak uzun sesler çıkarmayı başarabilmiştir.
Alevi aşıklarının çoğunlukla benimsediği küçük ve orta boy sazlara rağmen
Sulari'nin sazı ortabüyük boydadır. Ve yine Alevi aşıklarının dedelerin
benimsediği "bağlama düzeni" adı verilen (Ruzba Düzeni, Veysel Düzeni, Aşık
Düzeni gibi adlar da verilmektedir.) bir akort sistemiyle değil "Düz Akort"
veya "Kara Düzen", "Bozuk Düzen' denilen akort sisteminde sazını
çalmaktadır. Bu da doğal olarak diğer AleviBektaşi aşıklarından farklı bir
tavra doğru sürüklemiştir Sulari'yi. Sulari'nin uzun saplı orta ve büyük
boy bağlaması ve buna uygun akortta çalması kendisine kimden /kimlerden
yadigar bilmemiz mümkün değil. Bildiğimiz o ki Sulari'den sonra bu tarzda
saz çalıp deyiş söyleyen Erzincan'lı sanatçılar da vardır. Ali Ekber Çiçek,
Aşık Daimi gibi...
Sulari şiirde olduğu gibi müzikte de geleneğin içinde eriyip kaybolmamış, o
gelenek içinde kendi kimliğiyle var olmayı başarmış bir halk
sanatçısıdır...